Zuhruf Suresi’nin 61. Ayeti: Hayatın Geri Kalanı ve Benim 25 Yılım Arasındaki Parantez
Hadi bakalım, bugünün yazısı biraz farklı olacak. İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, arkadaş ortamında sürekli espri yaparak herkesin kahkahalarını toplayan ama içten içe her şeyi fazla düşünen bir gencin gözünden bir tefsir! Evet, bildiğiniz o eğlenceli, rahat insan tipi var ya, işte tam o şekilde bir yazı olacak. Ama hemen hemen hepimizin hayatında, bazen bir derinlik var, değil mi? İşte bu yazının konusu da o derinliği keşfetmeye yönelik. “Zuhruf Suresi’nin 61. ayeti ne diyor?” sorusuyla başlayalım ve bir yolculuğa çıkalım. Şimdi sizlere, derin düşüncelerle gelen esprili bakış açılarıyla yazacağım.
Zuhruf Suresi 61: Ne diyor?
Zuhruf Suresi’nin 61. ayeti aslında şöyle diyor:
“Şüphesiz o, kıyamet saati, kuşkusuz bir vakit gelecektir. Ama insanlar ondan gafil olmamalıdırlar.”
Evet, bu cümlede geçen bazı kelimeleri duydunuz. “Kıyamet”, “vakit” ve “gafil olmak”… Bunlar genelde kulağa ağır ve derin bir anlam taşır. Ama şu anda ciddiyetimi bir kenara bırakıp, gerçekten üzerinde durmamız gereken birkaç önemli nokta var. Bir an durup, düşündüğümüzde, hepimizin yaşadığı gerçekleri, günlük telaşlarımızı ve kaçırdığımız zaman dilimlerini görüyoruz. İşte tam da bu noktada, ayetin bize söylemek istediği derin anlamlarla bağ kurmaya çalışacağız.
Hayatın Telaşında Kaybolurken: “O Kıyamet Yaklaşıyor, Hadi Gel Kıpırdama!”
Ya arkadaş, ben şu anda bile aslında fazlasıyla gafil bir şekilde yaşıyorum! Hani bir zamanlar annem “Çocuklar, hayatta neyi önemli buluyorsunuz? Allah rızası mı, yoksa işleriniz mi?” diye sorardı. Şimdi dönüp bakınca aslında bu soru, bana biraz daha tuhaf bir şekilde geliyor. Zira, ben, günümüzün telaşında kaybolmuş bir şekilde o soruya “Ne rızası annem? Hem işin de peşinden koşuyorum, hem hayatın peşinden!” diye cevap verirdim. Çılgınca değil mi?
“Gafil Olmak” Ne Demek?
Peki, 61. ayette geçen “gafil olmak” tam olarak ne anlama geliyor? Bunu açalım. Gaflet, aslında kişinin bir şeyleri gözden kaçırması, en önemli şeyleri unutarak o anki geçici işlerle meşgul olmasıdır. “Kıyamet günü” ne anlama geliyor diye düşündüğümüzde, hepimizin aslında bir noktada “bu hayat geçici” bilincine sahip olduğunu kabul etmemiz gerekir. Fakat günümüzün koşullarında, bu bilinci her an hatırlamak zor. Hele ki bir İzmirli olarak, gündelik hayatın “kafasında dondurulmuş” kayıpları ve hızla geçen zamanı fark etmiyoruz bile. “Ya şu an neredeyim?” diye bir an durduğumda, gülümsediğim tek şey aklımı başımdan alan bir soruyla karşılaşıyorum: “Ya ben burada ne yapıyordum?”
Günlük Hayatta Kıyamet: Mesela Akşam Yemeği
Bazen kendimi böyle gerçekten düşünürken buluyorum. Mesela bir akşam yemeğinde, arkadaşlarımla otururken, her biri birbirine hayatın ciddiyetinden bahsederken ben, tuhaf bir şekilde, “Ama siz hiç pazara gitmediniz mi, beyler?” diye soruyorum. O sırada bir an olsun, aklıma gelen düşünce şu: “Ben mi gafil oldum? Kıyamet gelmiş mi, anlamadım?”
Gerçekten bu bir çelişki, değil mi? Çünkü her şeyin peşinden koştururken, hayatın asıl amacını kaybediyoruz. Ve sonra, her şey bittiğinde, en değerli şeyleri düşünmek için vakit bulamıyoruz. Arkadaşlarım ise benden çok daha fazla ciddiyetle hayatı konuşmaya devam ederken, ben hep şunu düşünüyorum: “Ama biz şu an neredeyiz ya?” Belki de sorun, çok fazla şeyin peşinden koşuyor olmamızdır. Yani kıyameti beklemiyoruz, biz zaten her gün onu yaratıyoruz. “Hadi bakalım, şu iş bitse de bir rahatlasak” diye düşündüğümüzde, esas “rahatlama” ve “derin düşünce”yi kaçırıyoruz.
Kıyamet Anı ve Sonrası: Bir Akıl Çıkmazı
Bir diğer derin sorum da şu: “Kıyamet geldiğinde ben ne yapacağım? Eski sevgilime ya da kötü yazılara dair bir iki yorum mu yapacağım?” Kendimi bir düşünün, kıyamet günü yaklaşıyor ve biz, buradayız, normal günümüzdeyiz. Ya da işte, belki bazen okula geç kaldığımızda düşündüğümüz gibi: “Benim bugünkü test sorularım kıyamet mi oldu?” Oysa bu ayet bize çok ciddi bir hatırlatma yapıyor. İşte tam da bu noktada gaflet işin içine giriyor. Kıyameti beklemeden, biz aslında her gün bir parçasını yaşıyoruz. Ama o kadar hızlı koşuyoruz ki, fark etmiyoruz.
İç Sesle Gelin, Biraz Düşünelim
Biraz daha derin düşünelim. Gündelik hayatın sıkıntılarına, kaygılarına gömülmüşken, bazen bu tip hatırlatmalar oldukça etkili olabilir. Kıyamet, hem fiziksel bir olay, hem de aslında bir anlamda içsel bir farkındalık. Örnek verelim: Sabaha karşı 5’te biriyle çay içiyorum, saat fark etmeden birden içimde derin bir boşluk hissediyorum. “Ya aslında şu an kıyamet gelmiş olsa, ben neredeyim?” Biraz mizah, biraz düşündürme.
Bu içsel farkındalık, zaman zaman gerçek bir kıyamet senaryosuyla karşılaştırılabilir. Çoğu zaman insanlar, işlerin hızla ilerlediğini fark etmiyorlar. Şimdi size bir soru: Bir insan gerçekten çok hızlı koşarken, kendine bir hedef belirlediğini, o hedefin ne kadar değerli olduğunu fark eder mi? Aslında, bir noktada hepimiz kıyameti beklerken, belki de biz o kıyameti zaten yaşamaktayız. “Ne kadar ileri gidebilirim?” düşüncesi, belki de aslında işte tüm bu zaman kaybının sorusudur.
Sonuç: Zuhruf Suresi’nin 61. Ayeti ve Bizim Kendi Kıyametimiz
Sonuç olarak, Zuhruf Suresi’nin 61. ayeti, hayatı kaçırma, kıyamet kavramını göz önünde bulundururken, aslında hepimizin içinde kaybolan zamanları ve düşünceleri hatırlatıyor. Bu yazı size ne kadar derin ve ciddi gelmiş olabilir bilmiyorum, ama hayatın ciddiyetine dair her şey, aslında bir adım geri atıp, ne yaptığımızı anlamamızla başlar. Kıyamet sadece bir takvim günü değil, aynı zamanda her an, her saniye geliyor. Fakat biz hep “yarın” derken, aslında o “yarın”ı kaçırıyoruz.
Peki ya biz? Yine koştururken farkında olmadan gafil oluyoruz. Ama her şeyde bir parantez var, değil mi? Kim bilir, belki de bugün, bir sonraki sabaha kadar hayatın kendisine dair farkındalığımıza başlarız.